Türkiye, transit ülke mi yoksa stratejik bir koridor tasarımcısı mı? Bu sorular, günümüzdeki uluslararası ticaret dinamikleri ve bölgesel jeopolitik gelişmelerle birlikte daha da önem kazanıyor. Hakan Kaplan tarafından 9 Nisan 2026’da kaleme alınan bu makalede, Türkiye’nin küresel tedarik zincirlerindeki yeri ve potansiyeli üzerine detaylı bir analiz sunulmaktadır.
Prof. Dr. Avni Zafer Acar, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde lojistik ve tedarik zinciri yönetimi üzerine uzmanlaşmış bir akademisyendir. Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dekanlığı görevini yürüten Prof. Dr. Acar, lisansüstü programların direktörlüğünü de üstlenmektedir. Uzmanlık alanları arasında lojistik stratejileri, tedarik zinciri yönetimi ve taşımacılık sistemlerinin gelişimi bulunmaktadır. Kendisi, Türkiye’deki lojistik eğitiminin standartlarının belirlenmesi gibi projelerde aktif olarak yer almış ve Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin projelerine de katkı sağlamıştır.
Değerli dostlar, günümüzde karşı karşıya olduğumuz silahlı çatışmaların tedarik zincirleri ve ulusal ekonomilere olan etkileri giderek daha belirgin hale gelmekte. Bu bağlamda, dünya ticareti ve tedarik zincirlerinin yeniden şekillenmesi sürecinde Türkiye’nin üstleneceği rolü stratejik bir çerçevede ele almak büyük önem taşımaktadır.
Lojistik alanındaki tartışmalar genellikle “Taktik amatörlerin işidir; profesyoneller ise lojistikle ilgilenir.” sözüyle başlar. Ancak artık bu literatüre yeni bir motto eklemenin zamanı geldi: “Operasyon yapanlar taşır, strateji kuranlar yönetir.” Günümüzde mesele, yalnızca malların taşınması değil; bu akışın nasıl tasarlandığı, yönetildiği ve değerlerin kimde toplandığıdır. Türkiye’nin önündeki kritik soru da budur: Biz bir transit geçiş ülkesi miyiz, yoksa küresel tedarik zincirleri içinde bir koridor tasarımcısı mı olacağız?
Türkiye sıkça “jeostratejik konum” kavramıyla anılsa da, bu ifade yalnızca coğrafi bir konumu yansıtmaktadır. Avrasya’nın ortasında ve ticaret yollarının kesişiminde yer alan Türkiye, aynı zamanda genç ve dinamik bir nüfus, köklü bir üretim kültürü ve güçlü bir sanayi altyapısına sahiptir. Bu durum, Türkiye’nin sadece bir geçiş noktası olmaktan öte, değer üreten ve yön veren bir aktör olma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir.
Mevcut sorunlarımız bağlamında, Türkiye’nin lojistik alanındaki temel meselenin kapasite değil, stratejik bakış açısı ve rol belirleme olduğunu vurgulamak istiyorum. Bu rolü daha iyi anlamak için tarihsel köklerine de göz atmamız gerekmektedir. Halford Mackinder’in 20. yüzyılın başındaki “Kalpgâh” yaklaşımı, Avrasya’nın kontrolünün global güç dengeleriyle nasıl ilişkili olduğunu gösterir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, bu jeopolitik yaklaşımlar çerçevesinde gelişmiştir.
Sonuç olarak, Türkiye, hem coğrafi konumu hem de stratejik potansiyeli ile dünya ticaretinde önemli bir aktör olma yolunda ilerlemektedir. Ancak bu sürecin nasıl şekilleneceği, Türkiye’nin vizyonu ve stratejik kararları ile doğrudan ilişkilidir.