Pakistan’ın bağımsızlık günü: 76 yıllık başarı hikayesi

Dr. Yusuf Cüneyd / Pakistan’ın Türkiye Büyükelçisi

Bu fırsatı verdiği için Yeni şafak Gazetesi’ne teşekkür ederim. Pakistan tarihindeki en önemli kazanım, haddizatında Pakistan’ın vücuda getirilmesidir. Moğollar bir Müslüman ülke olarak uzun bir dönem Hindistan’da hükümet ettiler. İngilizler bir şirketle geldiler ve neticede tüm Hindistan’ı kolonileştirdiler. Tüm bu süreçte Müslümanlar İngilizlerin önde gelen muhalifi oldular. İngilizler daha başlangıçta direnen kesimin Müslümanlar olduğunu anlaşmışlardı ve Müslümanların eğitim başta her alanda geri bırakılması için her çabayı gösterdiler. Neticede Hint yarımadasında yaşayan Müslümanlarla diğerleri arasında gelişmişlik noktasında büyük bir uçurum oluştu.

İki Millet Teorisi

Temelde Müslüman ve Hindu iki ayrı millettir. Aynı coğrafyada yaşamalarına rağmen hayat tarzları tamamen farklı idi. Açık şekilde göze çarpan, iktidarı İngilizlere kaptırmış olan bir millet yani Müslümanlar onu geri elde etmek için de çalışıyordu. 1857’de İngilizlerle bir bağımsızlık savaşına girmiş, sayısız şehit de vermişti, ne İngilizlerle beraber yürüyebilmişti ve ne de Hindularla birlikte yürüyebilecekti. Hindular zaten prensip olarak “mümkün olduğu kadar İngilizlerle iş birliği yapma” kararını vermişti. Zaman geçtikçe İngilizlere hizmetleri de arttı. Nüfus olarak da bir dengesizlik vardı.

İngilizler Müslümanları baskıladı

İngilizler ta başından beri bir denge oluşmaması için Müslümanları hep baskılama, Hinduları öne çıkarma politikası güdüyordu. Zaten İngilizler uluslararası sistemde hep “böl ve yönet” politikası uyguluyorlardı. Kongre Partisi siyasi sahnede hakimiyetini pekiştirmeye başlayınca Müslümanlar 1906’da Tüm Hindistan Müslüman Birliği Partisi’ni kurdular. İleride bu Müslümanlar için ayrı bir ülke talebine dönüştü. Müslümanların bir sürü fedakarlığı neticesinde Allame İkbal’in bir rüyası olan Pakistan 1947’de hayat buldu. Müslümanlar olarak en önde gelen kazanımımız Pakistan Devleti’nin kurulmasıdır. Müslümanların kendilerinden çok daha güçlü iki aktörün varlığına rağmen bağımsız olmaları kolay bir iş değildi.

Muhammed Ali Cinnah faktörü

Kaidi Azam (Ulu Önder) Muhammed Ali Cinnah’ın müdebbir ve ferasete dayalı önderliği ve çabası neticesinde ülkemiz bağımsız oldu. Bağımsızlık kolay olmadı, yüzbinlerce insan canını verdi. Tarihin en büyük göç hareketine şahitlik ettik bölünme sürecinde. İnsanlar göç trenine bindi ama insan olarak inmedi, ceset olarak indi. Alt Kıta bölündü ama adaletli bir bölüşüm de olmadı. Bize hiçbir şey verilmedi ama Keşmir sorunu kucağımıza bırakıldı ve 3 büyük savaşa neden oldu. Bu yüzden ilk günden sadece siyasi ve ekonomik sorunumuz olmadı, askeri problem de başladı. Müslümanların Keşmir’de 1948 sonuna kadar sürecek ayaklanmasından sonra bölge sürekli bir savaş halinde kaldı.

Böyle zor bir durum ilerleme çok zordur. Yine de biz ilerledik.

Anayasa yapıldı

1956’da ilk mecliste ilk anayasa kabul edildi. Bizim ülke olarak ikinci büyük başarımız 1973’te mevcut anayasamızın kabul edilmesidir.

Endüstriyi yoktan var etmek

Gelişme yönünde başka bir alan endüstrileşme yönünde attığımız adımlar oldu. Bizim sanayileşmedeki altın dönemimiz 1960’lı yıllardır. Hindistan’dan varlıklarını toplayıp gelen muhacirler sadece Batı Pakistan’da (günümüz Pakistan) değil Doğu Pakistan’da da (günümüz Bangladeş) yatırım yaptılar. Pakistan Hükümeti de bu konuda bazı uzun erimli adımlar attı.

Bağlantısızlar Hareketi

O dönem Soğuk Savaş dünya düzeni vardı. 3. taraf olarak da “Bağlantısızlar Hareketi” vardı. Pakistan tüm süreç boyunca Bağlantısızlar Hareketi’ne öncülük yaptı. Doğu Pakistan’da (Şimdi Bangladeş) bazı siyasi başarısızlıklarımız oldu. Bizden ayrıldı. Batı Pakistan’da her şeyi yeniden aktifleştirmek gerekti.

Uluslararası toplumda saygın yer

Pakistan kurulduktan kısa bir süre sonra kendisine uluslararası toplumda önemli bir yer edindi. Pakistan büyük bir ekonomik ya da askeri güç olmasa da önemli forumlarda ismi hep anılageldi. Aynı şekilde Pakistan BM örgütünde de önemli roller oynadı.

İyi komşuluk

Pakistan’ın komşuları ile ilişkileri de hep olumlu oldu. Keşmir sorunu yüzünden Hindistan’la ilişkilerimiz iyi olmadı, biz hep Keşmirlilere BMGK kararları çerçevesinde kendi kaderlerini tayin hakkı verilmesini savunduk. Hindistan’la sürekli gerginlik yaşadık. Ama onun dışında, İran’la ilişkilerimiz hep iyi oldu. Afganistan’la başlangıçta bazı sınır sorunlarımız oldu ama ilişkilerimiz iyi idi.

Afgan sığınmacılara kalp ve kapımızı açtık

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali esnasında dünyadaki en büyük sığınmacı yükünü omuzladık. Sığınmacılara kapılarımızı ve kalplerimizi açtık. Bu mihmandarlığımız tarihe altın harflerle yazılacaktır. 1970’lerden günümüze kadar bu yükü kıt imkanlarımızla taşıdık, taşıyoruz. Bu, bizim tarihi olarak, uluslararası toplum içerisinde sorumlu, bilinçli bir millet olduğumuzu ispat etmektedir. Başarılı kimse herkes için yaşayabilendir.

Çin’i uluslararası tecritten kurtarmak

Önemli başarılarımızdan birisi de Çin’dir. Bizim Çin ile ilişkimiz karşılıklı saygı ve eşitlik üzerine bina edilmiştir. Birbirimize hep dost olarak baktık. Çin’i, tecrit edildiği dönemde bile bırakmadık. Herkesin kendi nizamını kurma hakkı üzerinden baktık meseleye. O dönem Batı ile de ilişkilerimiz vardı. CENTO, SEATO vs. Çin’le ilişkimiz hep iyi oldu. Çin’e uluslararası toplumda en büyük destek Pakistan’dan geliyordu ve hatta “Çin ve ABD’yi Pakistan bir araya getirmişti”. Şimdi bizim Çin’i desteklediğimiz gibi Çin de bizi destekliyor. Çin’in uluslararası arenaya girmesinde de bizim önemli bir rolümüz vardır. Bu da büyük bir başarıdır. Çin de her zaman yanımızda oldu.

Müslüman ülkelerin bir araya gelmesi

NATO Paktı, Varşova Paktı, Bağlantısızlar Hareketi derken, Pakistan ve Suudi Arabistan herkesten önce Müslümanların marjinalleştirilmeye başladığını ilk görenlerdendi. Müslümanların bir blok olarak bir araya getirilmesi zaruretine inanıyorlardı. Suudi Kralı Faysal süreçte hep önde oldu, Zülfikar Ali Butto ve Kaddafi ile birlikte. Müslümanların bir araya getirilmesi için kullanılan temel güç petrol idi. Pakistan 1974’de İslami zirveye ev sahipliği de yaptı.

Barışçıl nükleer program

Bütün bu süreçte bizim caydırıcılığa ve barışçıl nükleer enerjiye de ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı. 1960’larda Karaçi’de Nükleer Güç Santrali kurduk. Burası bizim barışçıl nükleer programımızın temelini oluşturdu. Pakistan böylece ilk nükleer denemesini yaparak 1998’de ilk nükleer bombaya sahip Müslüman ülke oldu. O günden bugüne bizim sorumlu bir nükleer güç olduğumuzu tüm dünyaya ispatladık. Nükleer silahlarımızın koruma komuta ve kontrollerinin başarılı bir şekilde çalıştığını ispatladık. Nükleer enerji ve nükleer güç olma da önemli başarılarımız arasındadır.

Kapı eşiğindeki büyük savaşlar

Pakistan üç savaşın arasından çıkıp geldi. Ayrıca komşumuz Afganistan’da iki büyük ve uzun savaş yaşandı. Sovyetler ve 11 Eylül sonrası ABD’liler. Her ikisinde de Pakistan istemeden kendisini doğrudan savaşların içinde buldu. İkinci savaşın sonunda ABD aniden çekti gitti, bölge, sorunları ile yanı başımızda kala kaldı. Bütün bunlar ekonomik gelişmeyi yavaşlatıyor, hatta durduruyor.

Örnek girişim: Bölgesel iş birliği

Hiç gündeme getirilmeyen başka bir başka başarımız da var. Pakistan, Türkiye ve İran Soğuk Savaş ortamında dünyaya tamamen başka ve yeni bir örneklik gösterdi. Bölgesel entegrasyon, erişilebilirlik ve iş birliği. RCD üç ülke tarafından kuruldu, çok aktif, çok boyutlu ve etkili bir kurumdu. Sonradan etkisizleşti ama şimdi anlaşıyor ki çok başarılı bir kurumdu. Daha sonra birçok ülke RCD üzerinden bölgesel entegrasyonun gelişme için önemli bir enstrüman olduğunu anladılar ve bu yönde adımlar attılar. Bana göre RCD kendi döneminden bir elli yıl ileride bir kurum idi.

Bilim

Bilim tarafına bakacak olursak, barışçıl nükleer programımız vardı, uzay programımız çok ileride idi. 1990’da uzaya uydumuzu yollamıştık. Bilim adamlarımız Nobel ödülü aldılar. Çok iddialı bir şekilde diyebilirim ki ilaç alanında ABD ve İngiltere’de etkili ilaç çevreleri Pakistanlıdır. IT sahasında software ve hardwarede kaliteli işgücümüz var.

Kriket, skuaş ve çim hokeyinde önemli başarılar

Ülkemizde üç önemli spor dalları kriket, skuaş ve çim hokeyidir. Skuaş sporunda Cihangir Han, Canşir Han gibi efsane sporcular çıkardık, uzun süre dünyayı domine ettik. Çim hokeyi bizim milli sporumuzdur, geçmişte büyük başarılarımız da oldu ama son dönemde sadece bizde değil tüm dünyada çim hokeyi seviye kaybetti. Kriket ülkede yaygın ve bizim başarılı olduğumuz bir spor dalıdır. Biz kriket takımlarımızla dünya kupası dahil tüm önemli kupaları kazandık. Hep ilk beş büyük takım içerisinde kalmayı başardık.

Kültür ve edebiyat

Pakistan’ın Urdu diline son 60-70 yılda yaptığı katkının başka bir yerde örneği yoktur. Urduca, hiçbir eyaletin kendi dili olmamasına rağmen her eyalette gelişti. Faiz Ahmet Faiz, Feraz gibi şairler Urduca’yı zirveye taşıdılar. Urduca nesirde de büyük işler yapıldı. Pakistan’da hattatlık oldukça eski bir sanattır. Bu yüzyılda hattatlığı zirveye taşıyan kişi Sadıkeyn’dir.

Sinema

1960 ve 70 li yıllarca Pakistan’da sinema iyi idi. Müzik en iyilerden idi. Sonra geriledi ama son 10-15 yılda, Batı’da eğitim görüp ülkeye dönenler tarafından dünya çapında filmler yapılmaya başlandı.

Çin Pakistan Ekonomik Koridoru

Son dönemdeki en büyük başarımız Çin Pakistan Ekonomik Koridoru’nu başlatmak oldu. Süreçte bazı aksamalar yaşansa da mevcut hükümet süreci tekrar canlandırdı.

Türkiye ile ilişkiler

Bizim elde ettiğimiz büyük başarılardan birisi de Pakistan – Türkiye ilişkileridir. Geçmişte büyük babalarımızın temelini attığı bu ilişkiler doğal olarak vardı. Ben bu iki halkın ataları itibari ile farklı kavimler olduğunu düşünmüyorum. Pakistan’a İslam’ı asıl getiren Babür idi. Önceden de İslam’ın izleri vardı ama derin değildi. Babür’ün getirdiği İslam’ın izleri derindi. İlişkilerimiz “ordu / Urdu” kelimesinden başlar. Urdu Babür’ün lafzı idi. Ordunun dili manasına idi. Ben iki ülke insanının DNA’sının müşterek olduğunu savunuyorum. Kanın bir olduğunu savunuyorum. Dolayısıyla, bizim Pakistan ve Türkiye olarak ilişkilerimiz güçlendirmemiz de önemli bir başarı idi. Aramızda hiçbir problem olmadı. İki ülkede farklı farklı süreçler yaşanmasına rağmen ilişkiler hep güçlü kaldı.

Her engele rağmen ileri gidiş

76 yıllık bağımsızlık tarihimiz boyunca maalesef, birçok felakete de duçar olduk. Keşmir’de tarihimizin en büyük depremi oldu. 3-4 kere büyük sellere maruz kaldık. 2010’da ülkenin üçte biri sular altında kaldı. Bu, ekonomimizi etkiledi. Hindistan’la sürekli çatışma durumunda kalmak ya da Afganistan’daki savaşlar bizi ekonomik olarak geri götürdü, sanayileşmemizi geriletti. Bütün bunlara rağmen sürekli ileri gittik. Geleceğe de güven ve umutla bakıyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x